✍️ Köşe Yazısı
SANATÇILARIN RİTİM BOZUKLUKLARI
ZEKİ ORDU'in KalemindenPopüler kültürün “gönüllü” dayatmasıyla musiki anlayışımızda mühim bir değişme oldu. Gönüllü dayatma diyorum çünkü kimseye zorla sevdirmediler günümüz müziklerini.
Ne sözlerinde bir derinlik ne de nağmelerinde bir ahenk var. Sadece bir takım sesler karşısında acayip hareketler yapan bir nesil var.
Öyle hale geldik ki en hüzünlü eserleri oyun havası gibi gördük. Bunların en meşhuru “Hey on beşli on beşli” diye bilinen türkü. Rumi takvime göre 1315 senesinde askere gidenlere “on beşli” denirdi. Günümüz söylenişiyle “tertip” yani. Ancak türkü bir oyun havası gibi söylenmekte. Bu da bizim; ne tarihi, ne edebi, ne de kültürel olarak bilgi sahibi olmadığımızı gösteriyor.
Neyse, işin “cahillik” kısmını geride bırakarak başka bir sanatçı ve esere geçmek istiyorum.
Çok kişinin bildiği gibi Mustafa Keser tanınmış bir sanatçı. Şahsen ben musiki bilgisi ve yorumunu beğenirim. Çok özel tınılı sesi var. Daha çok hareketli türküleri sever. Sahnede kıpır kıpırdır. Ayrıca sahneye mendilsiz çıkmaz.
Dinlemekten keyif aldığım bir sanatçıdır. Buğulu bir sesi var. Sanatına ve icrasına denilecek bir şey yok. Müthiş bir kabiliyet. Sanırım bazı eserlerin sözlerinin ne anlama geldiğini karıştırıyor.
Bir gün kendisini “Sarardım ben sarardım” adlı bir türküyü icra ederken dinledim. Hem sözlerini değiştirdi hem de neşeli bir türküymüş gibi yerinde duramadı. İşin tuhaf yanı saz ekibinin yüz ifadesi de öyleydi. Sanki hüzünlü değil de neşeli bir eser icra ediliyor gibiydi.
Sanatçı söylediği eserin özelliğini bilmeli. Sözlerde bazı değişikler yapışılabilir ama bu değişiklik “köklü” bir değişiklik olmamalı.
Sahnede neredeyse oynamadığı kaldı.
Sanki bir pop şarkısı söyle gibi elleri kolları bir sağa bir sola, bazen de bir yukarı bir aşağı gidiyordu. Yüzünde ise tebessüm hâkimdi.
Gelelim oyun havası gibi çalınıp söylenen türkünün sözlerine. Türkü “Sarardım ben sarardım/ Senin için sarardım” diye başlıyordu. Ve “Baş yastıkta göz yolda/ Her geçene sorardım” diye birinci bölüm sona eriyordu.
Acaba “sararmak” veya “Baş yastıkta göz yolda olmak” neşelenecek bir durum mu hüzünlü bir durum mu?
Bu sözler söylenirken saz ekibi dâhil tebessüm mü edilir, durgun mu durulur? Müziğin hareketi olması türkünün mahiyetini değiştirir mi?
Hele “Al dağlar yeşil dağlar/ Gurbette yârim ağlar” derken nasıl güler insan. Hatta nasıl oynar.
Gelelim türkünün sözlerin değiştirildiği yere. Türkünün aslında “Armut dalda dal yerde/ Bülbül ötmez her yerde” olduğu halde, sanatçı “Bülbül öter her yerde” diyor. Ötmez efendim! Bülbül gülün olmadığı yerde ötmez. Bülbül, sadece gül için öter. Zaten “Bülbül öter her yerde mısraı” şiir kuralına da ters.
Nota bilmek mühim, ezberinde fazla eser olması mühim, icra mühim, ses mühim… Bunların Hepsi de Mustafa Keser’de var. Ancak sözlerin bir anlamı var. İşte onu da bilmek gerekiyor efendim.
Atalarımız “Cenazede ağlanır, düğünde oynanır” demişler. Zamane neslinin her yerde oynadığına bakmayın siz. İcra ettiğiniz eser hüzünlü mü neşeli mi onu bilmek lazım.
Bu arada harika bir Sivas türküsüdür.
Ne diyordu bir yerinde; “ Baş yastıkta göz yolda/ Her gelene sorarım…” Hemen oynamaya başlamayın bu ifadeler oynamayı gerektirmiyor.
