✍️ Köşe Yazısı
SERADA İNSAN YETİŞİR Mİ?
ZEKİ ORDU'in KalemindenHayatımıza gireli yaklaşık yarım asır oldu. Bütün mesele fazla ürün almak içindi. Ancak bir şeyleri kazanırken başka şeylerden feragat etmemiz gerektiğini çok sonra öğrendik.
Seranın ne olduğunu görmesek bile duymayanımız yoktur.
Çocukluğumuzda sebze ve meyvelerin tamamı yaz aylarında olurdu. Haziranda başlayan bazı sebze ve meyveler eylül ayına kalmadan hayatımızdan çekilirdi. Artık onları en az dokuz veya on ay sonra görürdük.
Sebze ve meyvelerden ayrı kaldığımız bu süre içinde; onları kâh kurutur, kâh turşusunu kurar, kâh salamura şeklinde saklardık. Her ne kadar aslının yerini tutmasalar bile kendi hallerine göre tatları olurdu. İhtiyaca binaen kullanılırdı.
Biz bilirdik ki taze fasulyenin turşusu veya fırında kurutulması aslı ile aynı tatta olmazdı. Ancak sofraya koyulacak bir şey olmadığı için onlardan faydalanırdık.
Zaman içinde “vakitsiz” sebzeler “zuhur” etti. Olmaması gereken zamanda tezgâhlarda; domates, patlıcan, salatalık gibi sebze türleri arzı endam edince önce garip karşıladık. Bunlar sadece en fazla iki ay olabilirdi. Önce çok anlam veremdik bu işe. Kimisi bunların Akdeniz’den geldiğini söyledi. Öyle ya sıcak bir iklimi vardı. Demek ki ürün verme zamanı uzun olabiliyordu.
Zaman içinde “sera” denilen bir yenilik bu tür sebzelerin her mevsim yapılmasına yarıyormuş. Derken bu seracılık ülkenin çok yerine yayıldı. Artık kışın bile domates gelebiliyordu sofralarımıza. Ama bir farkla…
Zamane domateslerinin sadece şekli benziyor gibiydi. Dışı daha parlak ve pürüzsüzdü. Sanki vitrin içinde tanıtım yapmak için makyaj yapmışları. Ne tadı, ne kokusu ata tohumundan elde ettiğimiz domateslere benzemiyordu. Ancak adı domatesti.
Aradan geçen seneler nesiller arası kayıpları fark edemedi. Her nesle bir isim veridi. Şu kuşağı, bu kuşağı diye verdikleri isim dedelerinin mücadelesinden bihaber olarak yaşadılar dünyada. Salatalık ve domatesleri serada yetişen gibi sandılar hep. Hâlbuki dedeleri o sebzeleri en lezzetli haliyle koyuyorlardı sofraya. İnsan bilmediği hakkında yorum yapamazmış. Yeni nesil her ne kuşağı ise gördüklerinin tadının aynı olduğunu sanmaları bazı yeniliklerin bizden ne götürdüklerini anlayamadılar bile.
Neredeyse her tür bitkinin bile serada yetiştirilerek dört mevsim bulunmasını saylayacaklar. Üstelik bunu yenilik olarak adlandıracaklar. Eskiden daha çok yerden daha az mahsul alırken, şimdi ise daha az yerden daha çok mahsul almalarına sevinecekler. Tabii tadının kaybolduğunu bilmeden.
Sera ve seracılık bir yeniliktir. Bir nevi gelişmenin temsilcilerindendir. Yeni nesle göre artık fazla zahmet çekmeden daha fazla mahsul alınabilmekte bu da bir başarıdır. Kısaca sera denilen “nevzuhur” keşif ata tohumu olarak da bilinen tohumları “ıslah” edilerek daha verimli hale gelmesini sağlamaktır.
Her yenilik, daha öncekileri tarihe havale etmiştir. Her yenilik “kaybettirdiklerini” bilmeden övülmüştür. Çünkü yenidir ve bir öncekilere göre daha gelişmiş sayılmaktadır.
Acaba yeni nesle, eski domatesleri, salatalık ve biberleri tattırsalar ve tadının kaçmasının yeni keşifler olduğunu söyleseler ne derler?
Bence inanmazlar…
Çünkü günümüzde insan doğru veya yanlış bir şeye inandığımı araştırmaya bile lüzum kalmadan hemen kabul ediyorlar.
Keşke insanlar için de sera olsa. Belki orada yetişen insanlar daha gelişmiş olabilir. Her ne kadar sebzelerin tadı kaçmış olsa dahi…
